[email protected] | 0216 336 0506

Makaleler

Makaleler

TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ MENSUPLARINA UYGULANAN “MESLEKTEN ÇIKARMA” DİSİPLİN CEZALARINDA SÜBUT, MASUMİYET KARİNESİ VE "HİZMETE ENGEL DAVRANIŞ" KRİTERİNİN İPTAL DAVALARI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ- EMSAL KARAR

Disiplin hukuku ve idari yaptırımlar, idarenin kamu düzenini ve hizmet disiplinini sağlamak adına sahip olduğu en güçlü araçlar arasında yer almaktadır. Ancak bir hukuk devletinde, idarenin cezalandırma yetkisi sınırsız olmayıp, anayasal ilkeler ve evrensel hukuk normları ile sınırlandırılmıştır. İdari yaptırımların ve özellikle kamu görevinden çıkarma gibi bireyin mesleki geleceğini tamamen sonlandıran ağır yaptırımların uygulanmasında "fiilin sübuta ermesi", "masumiyet karinesi" ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkeleri hayati bir öneme sahiptir.

Gelin beraber bu ilkelerin askeri disiplin hukuku açısından neden bu kadar önemli olduğuna daha detaylı bakalım;

Disiplin cezaları, kamu görevlilerinin mevzuata, kamu hizmetinin gereklerine ve hiyerarşik düzene aykırı eylemleri neticesinde uygulanan idari yaptırımlardır. Bir kamu görevlisine disiplin cezası verilebilmesi ve bu cezanın yargısal denetimden geçebilmesi için öncelikle isnat edilen fiilin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde sübuta ermiş (kanıtlanmış) olması gerekir. Varsayımlara, soyut duyumlara veya yeterince desteklenmeyen kolluk tutanaklarına dayanılarak tesis edilen idari yaptırımlar, hukuk devleti ilkesine açıkça aykırılık teşkil eder. Aksi takdirde gerçek bir hukuk düzeni ve hukukun üstünlüğü sağlanamaz.

Peki kullanılan yöntemin ve disiplin soruşturmasının hukuka uygun olup olmadığını anlamak için nelere bakmamız gerekir?

Bu ilkeler bize bir kamu görevlisini cezalandırmak için;

  • İsnat edilen eylemin somut, yer, zaman ve nitelik olarak net bir biçimde ortaya konulması gerektiğini,
  • Disiplin soruşturmasının tarafsız bir soruşturmacı marifetiyle eksiksiz yapılması ve leh ile aleyhteki tüm delillerin toplanmış olmasını ve
  • Ceza yargılamasındaki maddi tespitler ile disiplin soruşturmasındaki bulgular arasında çelişki bulunmaması, şüpheli durumların birey lehine yorumlanması gerektiğinden bahseder.

Disiplin yaptırımlarında da ceza yargısının en temel güvencesi olan masumiyet karinesinin özü korunmalıdır. Eğer ceza mahkemesi somut delil yetersizliğinden ötürü beraat kararı vermişse, idarenin aynı soyut iddiaları ve şüpheli durumları "idari güvensizlik" veya "hizmete engel davranış" gibi geniş yorumlanmaya müsait genel ifadelerle cezalandırma gerekçesi yapması, hukuka güven ilkesini zedeler. Kamu görevlilerine uygulanan disiplin cezalarının uygulanmasında maddi gerçeklik ve cezalandırmanın sağladığı kamu yararı ile bireyin hak ve özgürlükleri arasındaki adil düzen dikkate alınmalıdır.

Daha hafif önlemlerle ya da kesin delillerle olayın çözümlenmesi mümkün olmasına rağmen, soyut şüphelere dayanılarak en ağır önlemlerin alınması tercih edilmişse, bu ilkelere aykırı davranılmış demektir. Bir temel hak ya da özgürlüğü (kamu hizmetinde kalma hakkını) korumak hukukun temel gayesiyken, somut delil olmaksızın en ağır ihraç mekanizmalarına başvurulması hukuka aykırıdır.

Bu konuyla ilgili en güncel durumlardan biri olan 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu’nun 20/1-c maddesinde düzenlenen ve "Silahlı Kuvvetlerden Ayırma" cezasını gerektiren "Hizmete engel davranışlarda bulunmak" disiplinsizliği kapsamında verilen bir Bölge İdare Mahkemesi kararını inceleyelim;

Dava Konusu Mevzuat Maddesi (6413 Sayılı Kanun Madde 20/1-c):

‘’Hizmete engel davranışlarda bulunmak: Devletin ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına zarar verecek nitelikte tutum ve davranışlarda veya ağır suç veya disiplinsizlik teşkil eden fiillerde bulunmaktır.’’

Söz konusu muğlak ve geniş çerçeveli tanım, uygulamada idare tarafından sıklıkla somut delil boşluklarını doldurmak amacıyla esnetilmekte ve ceza yargılamasında beraat eden personelin dahi TSK ile ilişiğinin kesilmesine gerekçe kılınmaktadır.

Anayasa'nın 13. ve 70. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik ve hukuk devleti ilkeleri uyarınca, kamu hizmetlerinde kalma hakkını sınırlamaya yönelik uygulamaların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir. Kurallar hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir aksaklığa ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve nesnel olmalı, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermelidir.

Vekilliğini yapmış olduğumuz … rütbesindeki bir askeri personelle alakalı olarak, Ağır Ceza Mahkemesinde "Göçmen Kaçakçılığı, Rüşvet ve Kaçakçılık Kanununa Muhalefet" suçlamalarıyla açılan kamu davası gerekçe gösterilerek Yüksek Disiplin Kurulu tarafından TSK'dan ayırma cezası tesis edilmiştir. İlk derece mahkemesinin (Gaziantep İdare Mahkemesi) ceza beraat kararının disiplin hukukunu bağlamayacağı gerekçesiyle vermiş olduğu ret kararı sonrasında yaptığımız istinaf başvurusu neticesinde, Bölge İdare Mahkemesi emsal niteliğinde bir karara imza atmıştır.

İstinaf mahkemesince verilen kararın gerekçesinde şu şekilde hüküm kurulmuştur:

"Bakılan uyuşmazlıkta; dosyadaki bilgi ve belgeler, ceza mahkemesinde ileri sürülen deliller ve değerlendirmeler bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacıya isnad edilen fiillerin her türlü şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulamadığı ve sübut bulmadığı anlaşıldığından davacı hakkında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık, aksi yönde verilen mahkeme kararında hukuki isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır."

Mahkeme bu gerekçeyle ilk derece mahkemesinin ret kararını kaldırarak dava konusu ayırma işleminin iptaline; davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı tüm özlük, parasal ve hak edişlerinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine oy birliğiyle kesin olarak karar vermiştir.

Kararda yer alan bu ifadelerle, ceza mahkemesinde somut ve inandırıcı delil elde edilemediği için CMK 223/2-e uyarınca beraat eden bir kamu görevlisinin, idari süreçlerde "şüphe" barındıran aynı iddialarla mesleğinden ihraç edilmesinin masumiyet karinesine ve hukuka aykırı olduğu tescillenmiştir.

Sonuç olarak söyleyebiliriz ki; İdare Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri Dava Daireleri ve Danıştay, idarenin en ağır yaptırımlarından biri olan kamu görevinden çıkarma/ayırma işlemlerinde somut maddi gerçekliği, fiilin şüpheye yer bırakmayacak şekilde sübuta ermesini ve masumiyet karinesini sıklıkla vurgulamaktadır. Hukuk devleti, vatandaşına ve memuruna her aşamada keyfilikten uzak, lehe olan mutlak adalet güvencesini sunmakla yükümlüdür.


Yol Tarifi